İÇİNDEKİLER
ARAMA:

Son Nefeste

Kelime-i şehâdeti son nefeste söyleyebilmek büyük bir nasîbtir. Bunun için onun gönlümüzde yer etmesi zarûrîdir. Kelime-i tevhîd de, onun îcâbı üzere yaşanan bir hayat neticesinde kalbe yerleşir. Şâyet kul, Allâh’ın emir ve nehiylerine karşı ihmâlkâr ve kusurlu veya tamamen uzaksa, onunla kelime-i tevhîd arasında büyük bir uçurum açılır. O, gafletten el çekmedikçe de bu uçurum derinleştikçe derinleşir ve kul ile alâkası harflerinin telaffuzundan öteye gitmez. Bu ise, büyük bir hüsrândır. Bu itibarla hayatımızın her safha ve noktasının kelime-i tevhîd istikametinde olması, ebedî seâdetimizin en büyük zarûretidir. Asr-ı seâdette yaşanan şu misâl ne kadar ibretlidir:

Ashâbdan Alkame isminde mücâhid, muvahhid ve muttakî bir genç vardı. Ne zaman bir hizmet olsa, hemen koşar ve büyük bir iştiyakla îfâ ederdi. Onun bu güzel hâli, Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in de mübârek iltifatlarını mûcib olmuştu. Lâkin ölüm gelip çattığında bu genç kelime-i şehâdeti söyleyemez oldu. Durumu Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’e bildirdiler. Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, bu genci sevdiklerinden dolayı yanına giderek ne olduğunu sordular. Genç:

“–Yâ Rasûlallâh! Kalbime kilit gibi bir şeyin takılı olduğunu hissediyorum.” dedi.

Âlemlerin Efendisi, etrafındakilere bu gencin kelime-i şehâdeti getirmesine mânî olan herhangi bir kusuru olup olmadığını sordu. Araştırdılar. O gencin annesine eziyet ettiğini ve bu sebeple annesinin ona dargın olduğunu öğrendiler. Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, gence merhametinden ve onun yaptığı güzel hizmetlerinden dolayı dargın anneyi oraya çağırttı ve:

Bir kimse büyük bir ateş yaksa da oğlunu içine atmak istese râzı olur musun?” diye sordu.

Dertli anne:

“–Hayır yâ Rasûlallâh! Râzı olmam!” dedi.

Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-:

Öyleyse onun sana karşı yapmış olduğu kusurları bağışla, annelik hakkını helâl et!” (Tenbîhu’l-Gâfilîn, 123-124) buyurdu.

Âlemlerin Efendisi’nin, evlâdına karşı bu eşsiz merhamet ve şefkati karşısında gönlündeki annelik muhabbet ve merhamet ırmağı çağıldayan mahzun ve dertli anne, oğlunun bütün kusurlarını afvetti. Haklarının hepsini helâl eyledi. Bu afv melteminin esişiyle yüreğindeki kilitlerden kurtulan Alkame, önüne çıkan aşılmaz bir seddi aşan ırmağın rahatlığı içerisinde büyük bir sürûrla kelime-i şehâdeti eksiksiz olarak okudu; huzurla teslîm-i rûh eyledi.

İşte böyle nice hâdiseler vardır ki, bizler onların farkında olmadan dîn ve âhıretimize zarar vermektedir. Zîrâ Kitâb ve sünnet, kelime-i tevhîdin içinde meknûzdur. Cenâb-ı Hakk, cümlemizi gafletten muhâfaza buyursun! Ve son nefesimizde:

“Kimin (hayatta söylediği) en son sözü  olursa, cennete gider.”

(İ. Cânân, Kütüb-i Sitte Muhtasarı, II, 204) hadîs-i şerîfinin sırrına mazhar eylesin! Âmîn!