II. MELEKLERE ÎMÂN
Melekler nûrdan yaratılmış latîf varlıklardır. Bunun için biz onları kendi sûret ve şekillerinde göremeyiz. Fakat onlar, istedikleri şekil ve sûretlerde görünmek kâbiliyetindedirler. Büyük peygamberlerden bazılarına kendi sûretlerinde de göründükleri olmuştur. İnsanlar gibi yiyip içme vesâir husûsiyetleri yoktur. Sırf Cenâb-ı Hakk’a ibâdet ve O’nun yüce emirlerine riâyet için yaratıldıklarından onlara nefs verilmemiştir. Bu itibarla hiçbir zaman meleklerden isyân sâdır olmaz. Sayılamayacak kadar çokturlar. Hadîs-i şerîflere nazaran yeryüzüne inen her bir yağmur ve kar tanesini bir melek indirmekte ve bir damla indiren meleğe kıyâmete kadar bir daha sıra gelmemektedir. Yağmur ve kar tanelerinin, havada birbirleriyle hiç çarpışmadan yeryüzüne inmesinin hikmeti de budur.
Melekler fazîlet bakımından derece derecedir. Hazret-i Mevlânâ buyurur:
“Yeni doğmuş ay veya üç günlük hilâl, yahut dolunay gibi her meleğin derece derece kemâli, nûru ve değeri vardır.”
“Her meleğin ilâhî nûrdan hissesi vardır. Nûr-i ilâhî, onların mertebelerine göre kendilerine ikrâm edilmiştir.”
Meleklerin peygamberleri diyebileceğimiz dört büyük melek vardır: Cebrâil, Mikâil, Azrâil ve İsrâfil -aleyhimüsselâm-.
Bunlardan Cebrâil -aleyhisselâm- peygamberlere vahiy getirme vazifesiyle mükellef kılınmış bir melektir. Mikâil -aleyhisselâm- tabiat hâdiselerini takiple memurdur. Azrâil -aleyhisselâm-, rûhları kabzeder. İsrâfil -aleyhisselâm- ise Sûr’a üflemekle mükelleftir.
Melekler, bir mânâda bize verilen rûh gibidirler. Dolayısıyla nasıl görmediğimiz hâlde rûhumuzu inkâr edemiyorsak onları da inkâr edemeyiz. Hakîkat güneşinin nûrunu insanlara taşıması bakımından meleğe îmân, peygamberliğe îmân; meleği inkâr, peygamberliği inkâr olur denilmiştir. Nitekim vahiy meleği Cebrâil’i inkâr edenlere Cenâb-ı Hakk buyurur:
“(Ey Rasûlüm!) De ki: Cebrâil’e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki Allâh’ın izniyle Kur’ân’ı senin kalbine bir hidâyet rehberi, önce gelen kitapları doğrulayıcı ve müminler için de müjdeci olarak O indirmiştir.” (el-Bakara, 97)
Görüldüğü gibi meleklerin, Hakk’a ibâdetleri yanında başka vazîfeleri de vardır. Bazısı Allâh’ın emriyle insanlara yardım ederler. Bilhassa ehl-i îmânın zor zamanlarında meleklerin bu tür yardım ve inâyetleri İslâm tarihinde çok kere müşâhede edilmiş hakîkatlerdir. Ashâb-ı kirâmdan Bedir gâzîleri, bu gerçeği şöyle ifade eder:
“Bedir günü muhârebenin en kızıştığı anlarda kılıçlarımız daha düşmanın boynuna değmeden kellelerinin vücûdlarından koptuğuna şâhid olduk.”
Cenâb-ı Hakk, bu gerçeği Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle beyan buyurur:
“Hani Rabbin meleklere: «Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi îmân edenlere destek olun; ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım; vurun boyunlarına! Vurun onların bütün parmaklarına!» diye vahyediyordu.” (el-Enfâl, 12)
“Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak ve «Tadın yakıcı cehennem azâbını!» (diyerek) o kâfirlerin canlarını alırken onları bir görseydin!..” (el-Enfâl, 50)
Bunlardan başka insanı koruyan hafaza melekleri, amel defterlerimizi yazan kirâmen kâtibîn, kabirde suâl soran münker ve nekir melekleri, günâhkârların afvı için istiğfâr eden ve insanoğlunun sırât-ı müstakîmde yürümesi için duâda bulunan melekler vardır.
